50) DÖNÜŞÜM

Şiddet…Ölüm…Katletme…Kayıplara karışma…Kutuplaşma…Aldatma…İhanet…Güvensizlik…Yalnızlık…Bencillik…Bitmeyen yorgunluk…Duyguların yitimi…Geçici heveslere temayül…

Ah be! İşte günümüz dünyasının özetini oluşturan mefhumlardan bazıları…

Her sabah güne telefonlarımızın bildirim paneline yahut televizyon ekranlarına yukarıdaki manşet konularından birinin düşmesiyle uyanıyoruz. Yeri, zamanı ve isimleri değişen, olay örgüleri kişinin yaratıcılık ve fantezi dünyası nezdinde çeşitlenen ama hep aynı kavramların etrafında daire çizen haberlerin son dakikalarıyla gözlerimizi açıyoruz ahir zaman alemine.

Hatta bu konu başlıklarıyla olan yaşam şekli o kadar kanıksanmış halde ki şaşırma duyumuzu kaybettiğimiz gibi aşağılayıcı tutum sergileyen ve şiddeti sempatikmiş gösteren kimseleri kendimize örnek olarak da alabildiğimiz oluyor.

Kafalarımız karışık…Duygularımız karışık…Yüreklerimiz karışık…

Bazen de bir şeyi yapmanın ya da yapmamanın iyi mi kötü mü sonuçlanacağını kestiremiyoruz. Hoş…Üzerine de çok düşündüğümüz söylenemez. Zira işin içinden çıkamıyoruz. “Amaan neyse!” diyerek kestirip atıyoruz.

Doğru ve yanlış neydi ? İyi ya da kötüyü kim belirlemişti ? Biz neden ve kim için yaşıyoruz ? Bu gidiş nereye ? Şu ölümlü dünyada amacımız ne ? diye en son ne zaman sorduk kendimize ? Ya da cevap verebildik mi ?

Farkında değiliz dostlarım. Ama çözülüyoruz. Parça parça çözülüyoruz. Çözüldükçe dönüşüyor, dönüştükçe kaybediyoruz. İnsanlığımızı, var oluş nedenimizi ve ruhumuzu kaybediyoruz. Hayatın koşturmacası, gelecek kaygısı, üzerimizde hissettiğimiz “bir şeyler yapmalısın.” baskısı derken avuçlarımız arasından özümüz kayıp gidiveriyor!

Bir noktada bu durum pek şaşılacak şey gibi görünmüyor olabilir. Çünkü rakipsiz medya dünyası öylesine hayatımıza yerleşti ki, yaşama olan bakış açımızı doğrudan etkilemeye başladı. Zaten bugün ki yazımın kaynağı da medyanın bu korkunç yüzünden ileri geliyor. Son zamanlarda aldatmanın, ihanetin, aile içi şiddetin ve pekala boşanma oranlarının artması başka neyle izah edilebilir ki ? Evet;

İnsan neyi izlerse, neyi okursa ve neyi dinlerse ona dönüşmeye başlıyor.

Gelin birkaç somut örnek verelim:

Misal Türk dizileri…
Anneler, kadınlar ya tacize uğrar ya şantaja maruz kalır ya ailesiyle tehdit edilerek kötü yola saptırılır ya da çocuklarıyla sokağa atılarak sefalet hayatı yaşar.

Babalar, ya evlenip nasıl olsa barışırız diyerek boşanmış ya aldatmış ve pişman olmuş ya da akıl sağlığını yitirip “ya benimsin ya kara toprağın” rolüyle baş role oturmuş olur.

Çocuklar, gençler, uçkuruna hakim olamayan, dilinde küfür ağzında sigarası eksik olmayan, anneye babaya şiddet göstermekten haya etmeyen, binaenaleyh zengin ise har vurup harman savuran, eğlence merkezlerinden çıkmayan; yoksulsa izbe yerlerde yatıp kalkan, içki, kumar, ot gibi alışkanlıklarla kendini mahvedip geleceğe dair bir hayali dahi olmayan rolleri devralır.

Yer, zaman ve şahıslar değişir. Olay örgüleri kişinin yaratıcılık ve fantezi dünyası nezdinde çeşitlenir. Ancak hep aynı kavramların etrafında daire çizilir.

Vakti geldiğinde ilahi adaletin tokatını çok şiddetli bir şekilde yiyecek olan senaristlerimiz utanmadan, “farkındalık oluşturma” kisvesiyle bu senaryoları yazdıklarını açıklıyorlar. Asıl onların farkındalığa ihtiyaçları var ki o da, yazdıkları senaryoların hayatımızın salt gerçeği olmaya başladığıdır !!

Günümüz dünyası böyle çirkin olduğu için medyaya taşınmıyor. Medya böyle olmasını istediği için hayatlarımız buna dönüşüyor. Medya parasını aldıktan sonra toplumun paramparça olmasıyla ilgilenir mi zannediyoruz?

Dönemin nabzına göre şerbet veren programlar da malumunuz. Hani önceden “izdivaç” adıyla program yapıp reytingin “kayıplara ve aile içi şiddete” meyletmesiyle bir anda program formatını “iyilerin dostu kötülerin düşmanı”na çevirenlerden bahsediyorum. Biz farkında değiliz ya da kendi çapımızda “ben TV ye bakmıyorum” diye tepki gösteriyoruz belki ama bu medya organları sadece televizyonlarda değil ki. Medya her yerde ve adım adım bu kavramları işliyorlar zihnimize,kalbimize.

Bakıyorsunuz yabancı dizilerin çoğunda ve filmlerin önemli bir kısmında, pop müziklerin hem klibinde hem de şarkı sözlerinde pornografik içeriklerden geçilmiyor ve bunlara açıklama olarak da “sanat” diyorlar.

Eğer bunlar sanatsa, Barış Manço’nun Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’sı neydi? Kemal Sunal’ın, Adile Naşit’in, Münir Özkul’un ve daha sayamayacağım nice kıymetli üstadın şarkıları, filmleri sanat değil de neydi ?

Hala onları okuyor, dinliyor, hala onları izliyor ve hala onlarla beraber gülüp ağlayabiliyoruz değil mi? Ruhları şad olsun.

Yaz dostum güzel sevmeyene adam denir mi ? Yaz dostum selam almayana yiğit denir mi ? Yaz dostum altı üstü beş metrelik bez için, Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi ? Yaz dostum yoksul görsen besle kaymak bal ile , Yaz dostum garipleri giydir ipek şal ile, Yaz dostum öksüz görsen sar kanadın kolunu. Yaz dostum kimse göçmez bu dünyadan mal ile…

Yine sosyal medya paylaşımları takipçi kazanma ümidiyle soyunanlardan, soytarılık yapanlardan başlıyor, anlamsız, beyhude ve “bugün kimi rencide etsek” mantığıyla atılan gönderilerle bitiyor.

Burada esas meselemiz dönüşümdür dostlar. Biz dönüşmediğimizi zannetsek de, neredeyse herkesin ailesiyle olan ilişkilerinin zayıflığı tek başına zannı ortadan kaldırmaya yetiyor.

Arkadaşlarla olan ilişkiler zayıf. Sohbetler yavan. Çünkü okuduklarımız, dinlediklerimiz ve izlediklerimiz bizi tıpkı sigara gibi adım adım zehirliyor,içimizi boşaltıyor,karartıyor ama biz yinede içmeye devam ediyoruz. Sevdiklerinizle paylaşacak bir şeyiniz var mı gerçekten? Bir şiir, bir beyit, bir kıssa, bir ayet…Kayda değer herhangi bir şey ?

Bu zehir, kendi ana babamızdan,kardeşlerimizden, akrabalarımızdan, komşularımızdan ve çevremizden devamlı şüphe halinde olmamıza ya da en azından mesafeli olmamıza neden oluyor. Bu da zamanla bizi derin bir yalnızlığa sürüklüyor. Kimsenin kimseye tahammülü yok mesela. Neden acaba ? 🙂

Sevgi ve bilginin olduğu sohbete muhabbet denir.

der Yavuz Bahadıroğlu. Devamında anlattıklarını özetleyeyim.

İnsan, sosyal bir varlıktır ve ailesiyle, eşiyle ve dostlarıyla muhabbet etmeyen insanlar günün stresini ve yorgunluğunu atamazlar. Bu stres ve yorgunluğu atamamış bir beyin de ister 5 saat ister 15 saat uykuyla bedeni dinlendirse, yine de sizin ertesi sabaha uykusuz ve yorgun uyanmanıza engel olamıyor.

İnsan konuştukça rahatlar. Dinledikçe ve dinlendikçe dinlenir.

Nitekim çocuklar, sabahtan akşama kadar koştururlar,yorulurlar ama ertesi sabah kaldıkları yerden devam ederler. Çünkü konuşurlar,bağırırlar,ağlarlar…Algıları sürekli açık halde iletişim kurarlar. Tabi günümüz çocuklarının soru sormasınlar ve iletişim kurmasınlar diye tablet ve telefonlarla uyuşturulduğu düşünüldüğünde, konuşma özürlüsü bomboş bir neslin çığ gibi büyüyüp geldiği gerçeğini idrak etmek pek de zor olmuyor.

Çoğunuz huysuz, sürekli şikayet eden, yorgun, üşengeç ve uykusuz insanlarsınız değil mi ? Dürüst olalım birbirimize.

En son ne zaman eleştiriyi bırakıp sevgi sözcüğü kullandınız ? Kaç tane güzel söz biliyorsunuz ? En son ne zaman kaliteli bir muhabbetin içinde yer aldınız? En son kime ne zaman güldünüz ? En son kime teşekkür edip kimi taktir ettiniz ?

Dönüşüyoruz dostlar… Bilinçaltımıza işlenen iğrenç senaryolar günü geldiğinde yeşerip hakikate bürünüyor, fikriniz ve zikriniz oluveriyor. Bu yüzden arttı işte sonu gelmeyen aymazlıklar.

Dönüşüyoruz…

Olmak istemediğimiz kişiye, yaşamak istemediğimiz hayatın mimarlarına , kınadığımız ve asla dediğimiz yoksun karakterlere, sosyal medyada yatak odasının mahremiyetini paylaşmayı “Rabb’ine şükürle” nümayiş edenlere…

Dönüşüyoruz.

Kültürel değerlerimize sahip çıkmadıkça, pırıl pırıl Türkçemizi kirlerinden arındırmadıkça, yüreğimizi kullanmadıkça, şiir okuyup ruhumuzu kibarlaştırmadıkça, kitap sayfalarının mis kokusunu teneffüs etmedikçe ve bunu dostlarımızla paylaşıp tatlı muhabbetler kurmadıkça, milletin ve toplumun bel kemiği ailemize vakit ayırmadıkça, öğrendiklerimizi sevdiklerimizle paylaşmadıkça…Dönüşüyoruz…Dönüşeceğiz…

Unutmadan. İlk satırlarda kendinize en ne zaman sorduğunuzu sorduğumuz sorular vardı 🙂 Bunun için bildiğim, inandığım ve alemlerin nizamını kuran yegane kaynak olarak şahitlik edeceğim kitapta bir ipten bahsediyor. Cevapsız sorulara binaen,

Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız. – Âli İmran Suresi- 103.ayet

Vesselam…
-Ahmetcan DEVECİ

19.10.2019/ 22.38

50) DÖNÜŞÜM” için 2 yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: