49) MARŞ MİRA ve SREBRENİTSA SOYKIRIMI

Sözümüzün başında belirtmek isterim ki, okuyacağınız bu yazı bir haber kaynağından alınan bilgilerden daha çok, insanlığımıza gölge düşüren Srebrenitsa soykırımının yapıldığı bölgeye bizzat şahit olmuş birinin tecrübelerini içermektedir.

Yukarıdaki videoyu, soykırımla ilgili hem bilgi sahibi olmanız noktasında hem de soykırımın nasıl yapıldığıyla alakalı faydalı bir içerik olduğunu düşündüğüm için paylaştım. Dileyen izleyebilir.

Size anlatacaklarım, videoda bahsi geçen “Çaresizlerin tek yurdu sığınabilecekleri ormanlar olmuştu. (Video, 05.18)” cümlesindeki orman yürüyüşü hakkında olacak. Zira bu yürüyüşü anlamadan, soykırımın şiddetini tam manasıyla tahayyül edebileceğimizi sanmıyorum.

MARŞ MİRA YÜRÜYÜŞÜ HAKKINDA…

Sırp kuvvetlerinden kaçmak isteyen 15.000 civarında Boşnaklı Müslüman kardeşimizin hayatları pahasına kilometrelerce yaptıkları yürüyüşünün ilk adı ‘Marš (Marş) Smirti’ yani ‘Ölüm Yürüyüşü’ dür.

Potaçari köyünden başlayıp, Sırp bombardımanı altında orman içinde gece gündüz yürüyerek, kurtarılmış bölge olan Tuzla kentine ulaşmaya çalışan gruptan ancak 5.000’i bunu başarabilmiştir.

Uzun yıllar “Ölüm Yürüyüşü” olarak adlandırılan bu yolculuğun asla unutulmaması ve katledilen binlerce Müslümanın her zaman hatırlanması için Bosna Hersek hükümeti, yürüyüş güzergahını tersine çevirerek Tuzla, Nezuk kasabasından, Potaçari Anıt Mezarlığına yürüyüş yapılması kararını almış ve bu yolculuk günümüzdeki adı olan “Marş Mira”ya yani “Barış Yürüyüşü”ne çevrilmiştir.

Bu anlamlı yolculuk, her yıl uluslararası katılım ile Srebrenitsa’ da tekrarlanmaktadır. 3 gün süren yaklaşık 100 km’ lik bu yürüyüşe isteyen herkes katılabilmektedir. 

Marş Mira programına yıllardır gönüllü olarak görev aldığım Türk Kızılay derneğinin Genç Kızılay teşkilatı aracılığıyla katıldım. Yürüyüşün oldukça uzun ve zorlu geçeceği  bizlere söylenmişti. Elbette bu yürüyüş yalnızca parkur uzunluğuyla zor değildi.

Yürüyüşün yapılacağı orman çok uzun ve sık ağaçlarla çevrili olmasından dolayı bazı noktalarda adım atmak bile zorlaşıyordu. Hava bulutsuz ve güneşliyse ortam nefes alınamayacak bir noktaya varabiliyor, eğer hava yağışlı ise her yer çamur olacağından ayağınız kayabiliyor, düşebiliyor ve bu yüzden sık sık dinlenmeniz gerekebiliyordu.

Eğer yaralanmış ya da programı tamamlayamayacak olursanız, belli kilometrelerde konumlanmış kızılayhaç araçları size ilk yardım uyguluyor ve bu araçlarla sizi kamp alanına götürüyorlardı.

IMG-20190714-WA0017

Yine belli kilometrelerde konumlanmış yetkililer, yürüyüşün tıkandığı yerlerde halatlarla kurulmuş düzeneklere tutunup çıkmanızı sağlıyor, direncinizi korumanız için size yiyecek olarak elma, portakal ve muz gibi meyveler; içecek olarak da su, limonlu içecek ve sıcak meyve suları ikram ediyorlardı.

IMG-20190713-WA0042

Katılmak isteyenlere şunu belirtmeliyim ki, her şeye rağmen sizi yorucu ve bir o kadar anlamlı bir yolculuk bekliyor. Yürüyüş programıyla ilgili detaylar için: https://marsmiraturkiye.org adresini inceleyebilirsiniz.

Yürüyüş sabah saat 07.00’de başladı. Çok şükür ki hava yağışlıydı. Şükrediyorum. Çünkü havanın yağışlı olması, güneşin orman üzerindeki boğucu etkisinden bizi kurtaracaktı. Her dilden, dinden ve milletten insanlar akın etmişlerdi bu anlamlı yolculuğa. 

IMG-20190712-WA0076

Kimisi botla, kimisi spor ayakkabısıyla, kimisi çıplak ayaklarıyla yürüyordu. 

Kimisi şemsiyeyle, kimisi yağmurlukla, kimisi sadece tişörtle yürüyordu.

Kimisi tek başına, kimisi ufak çocuğuyla, kimisi dedesi ve ninesiyle yürüyordu.

Kimisi ailesiyle, kimisi arkadaşlarıyla, kimisi içinde bulunduğu teşkilatıyla yürüyordu.

İnsanlar, tüm farklılıklarını bir kenara bırakmış, aynı amaç için, barış için, insanlık için ve insanca yaşamak için yürüyorlardı.

Yolculuğun başlarındaki rahat grupça yürüyüş, ormanın içine girdikçe tek sıra halinde çileli bir yürüyüşe dönecekti. Bunun iki sebebi vardı.

Birincisi orman yolu kolay ve zor olmak üzere iki yola ayrılıyordu. Zor olan yol, yeni açılmış yol olduğundan ilk kez ayak basılacaktı. Bu yol, hala Sırpların toprağa sinsice gizledikleri mayınlarla doluydu. Bu yüzden biz ancak temizlenebilmiş daracık bir patikadan yürüyecektik. Neden kolay yolu tercih etmediniz? diye sormazsınız umarım.

İkincisi, aralıksız devam eden yağmur, yolu çamurlaştırıp iyice daralttığından, bazıları durup dinlenmek zorunda kalacak, bazıları çantasında getirdiği yiyecek ve içeceklerden istifade ederek gücünü toplaması gerekecekti. 

IMG-20190712-WA0046

Ormanın içinde kayboldukça, birkaç adım sonrasını görmeyi imkansız kılan sis kümesine rağmen bizler, şanlı bayrağımızı omuzlarda taşıyarak yürümeye devam ediyorduk. Öyle ki, birçok insan “Merhaba TÜRKİYE! , Hoş geldiniz Türkler!” diyerek bizimle selamlaşıyor, el sıkışıyor ve bize sarılıyordu. Tarifi imkansız duygular içindeydik. “Türklere isyanın anısına Müslümanlardan intikam alma vakti geldi. (Video, 04.02)” diyen zalim Sırp komutan Mladiç’e adeta cevap niteliğinde yürüyorduk.

Umut gelmişti kanla sulanmış topraklara. Merhamet gelmişti bugün bile naaşı bulunamayan nice Müslümanların yakınlarına. Evet, Türkler gelmişti! Asırlarca bayrağımızın gölgesinde huzur içinde yaşamış insanların gözlerindeki hasret ve sevgi, yüreklerden taşıp gözyaşlarıyla dışarı akıyordu. Buna şahit olmanın verdiği haklı gurur, bize o yolu bitirmek için gerekli gücü de veriyordu. 

IMG-20190712-WA0080 (1)

Bazen düşüyorduk. Bazen dibi görünmeyen ağaçların arasından yürürken uçurumdan kayıp düşecek noktaya geliyorduk. Üzerimizde ki çamur kurumuyordu ki bastığımız yerden emin olalım. Neredeyse herkesin elinde kalınca sopalar vardı. Ancak bazı noktalarda sopa dahi yeterli gelmiyordu ayakta kalabilmek için..

Bazen karşımıza dimdik yamaçlar çıkıp nefesimizi ve gücümüzü kesiyor, bazen de yokuş aşağı kayarak iniyorduk. Evet yürümüyorduk, kayıyorduk. Bu çetin noktalarda kenarlara çekilmiş halatlara tutunup ilerliyorduk. Yanlış bir hareket hem kendi canımızı hem de önümüzdeki ve arkamızdaki kişinin canını tehlikeye atabilirdi….

IMG-20190712-WA0025

Bazen kimse kalmıyordu etrafınızda. Mesafe öyle açılmış oluyordu ki, ormanın ürkütücü sessizliğinde yalnız kalıyordunuz.

İşte o zaman anlıyordunuz, insanın insana muhtaç olduğunu görmek için bir felakete maruz kalmak zorunda olmadığımızı!

İşte o zaman anlıyordunuz, birlikte yaşamak için aynı dili konuşmak zorunda olmadığımızı!

İşte o zaman anlıyordunuz, yardım eli uzatmak için aynı dine inanmak zorunda olmadığımızı!

İlla çaresizlik mi gerekir, çarenin yüreklerimizde olduğunu anlamak için? İlla insanın yalnız mı kalması gerekir, “ver elini kardeşim” diyebilmek için?

IMG-20190712-WA0114

Yürüyüşün öyle bir noktasına gelmiştik ki, bu sefer gerçekten uzunca bir süre dinlenmek gerekmişti. Çünkü hem çok dik bir yamaç vardı hem de zemin çok kaygandı. Tırmanmak için ağaçlara tutunmak istiyorduk ama ağaçlarda ıslak ve kaygandı. Ayrıca üşüyorduk. Çünkü hem yağmurdan ıslanmış hem de aşırı derecede neme maruz kalmıştık. Durdukça üşüyor, hareket ettikçe üşüyorduk. Sanki güneşin küstüğü bir noktadaydık.

İlerde orta yaşlı bir adam köşeye sere serpe uzanmıştı. Yanına gittiğimizde fenalaştığını ve kısa süreli bir baygınlık yaşadığını gördük. O an düşündüm. Ya ciddi bir şey olsaydı diye. Araç giremez, helikopter bulamaz. Bulsa bile iniş yapamaz…Öylesine karanlık bir yerdeydik. Gecenin karanlığı değil, sisin ve ormanın karanlığıydı bu.

Yolun zorluğu bazen aklımızla da oynuyordu. Biz temizlenmiş patikada, halatla desteklenmiş yokuşlarda, ağaçlara çizilmiş ok işaretlerinin yönlendirmesinde, ilk yardım araçlarının yer aldığı ve ikramlarla süslenmiş yollarda tam teçhizatlı yürüyorduk.

Peki o insanlar, bu yolu nasıl yürümüştü?

Arkalarında kuş avlar gibi avcılığa soyunmuş Sırpların keskin nişancı tüfekleri vardı. Tepelerinden, dağlara tatbikat bahanesiyle önceden çıkarılmış tankların yağmur gibi inen bombaları vardı.

Kucaklarında “Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” diyen çocukları vardı…Ansızın yanı başında mayınlara basarak paramparça olan yakınlarının organları vardı.

O adım atması bile güç yollarda, sırtlarına sakatlanan büyüklerini almış anneler, babalar, evlatlar vardı…

“Gel oğlum, gel kızım. Sırplar bizi öldürmeyecek.” diye ormana bağıran anne babalara inanıp inanmamak arasında muallakta kalarak yürümek zorunda olan sabiler vardı. 

Bugün medeni diye özendiğimiz batılıların, savunmasız kadınlara alçakça yaptıkları işkenceler, zulümler, tecavüzler… Acaba o kadınların çığlıklarını ormanın vicdansız derinliğinde işitip de yine de hayatta kalmak için yürümek zorunda kalmak nasıl bir his?

Sevdiğinin ölümünü hemen yanı başında izlemek…Hayatta kalmak uğruna sevdiklerini ormanın vicdanına bırakmak…

Allah aşkına…Siz bu yolu nasıl yürüdünüz ? Ey zalimler! Siz bu yolu nasıl yürüttünüz ?

İnsan, akıl sınırları zorlandığında inkar etmeye meyilli olur. Somut şeyler görmek ister. İşte tam böyle bir zamanda karşılaştık soykırımın tereddüde yer bırakmayan gerçekliğiyle. Bu yolu yürüyen ilk kişiler olduğumuzdan, o insanların ayakkabıları, giysileri, konserve kutuları ve çocuk eşyaları dün gibi karşımıza çıkmıştı.

IMG_9832

Belli ki bu insanlar, dik yamaçlardan kurtulup düzlüğe çıktıklarında durup dinlenmişler, kavurucu sıcaktan dolayı giysilerini ve ayakkabılarını çıkarmışlar, sulak yerlerden su içmişler ve yanlarına aldıkları konservelerde ki yiyecekleri yeyip yollarına devam etmişler. Gözünüzün önüne bir deri bir kemik kalmış çıplak insanları tahayyül etmekle uğraşmayın, fotoğraflar fotoşop olmayacak kadar gerçek ve acı…

IMG-20190712-WA0091

me_5

Yolculuğun sonuna doğru…

Aldığımız duyumlar son 5 km kaldığı yönündeydi. Saat akşam 19.00’a geliyordu. Evet tam 12 saat olmuştu yürümeye başlayalı. 24 yıllık zulmün pisliğini temizlemek istercesine aralıksız yağan yağmurdan sonra ikindi güneşinin cılız sıcaklığı, biraz olsun ısınmamızı sağlamıştı. Gülümsedim. Çünkü 5 km, yürünen onlarca kilometreden sonra biraz komik gelmişti.

Bacaklarımızı hissetmiyorduk. Ayaklarımız komple su toplamıştı. Sırtımızdaki çantaların içi neredeyse boş olmasına rağmen sanki izin versek bizi sırt üstü yatırabilecek güçte ağırlaşmıştı.

Acıdan adım atamamak…Ama adım atmadan da yolu tamamlayamayacak olmak…

Neredeyse tükenmek üzereydik ki yıllardır İstanbul’dan bu yürüyüşe katılan bir Türk yanımıza geldi. Gülümseten “Nasılsınız ?” sorusundan sonra bize “Dayanın, yürüyüşün sonuna geldiğinizde, iyi ki yürümüşüm diyeceksiniz.”dedi. Biz de daha kararlı bir şekilde yürümeye devam ettik.

Saat 20.00 gibi, güneş battıktan sonra varabildik Potaçari köyüne. Önümüzde, toplu mezarlarda naaşı bulunup defnedilmiş binlerce mezar taşı bulunuyordu. Mezarlığın çevresi yüzlerce insanla doluydu. Ne yapıyordu bu insanlar ? diye düşündüm. Sonra öğrendim birinden. Dedi ki:

“Onlar, hala kaybettikleri yakınlarını bekliyorlar. Her yıl mezarlığın kenarına dizilip, şu yürüyüşçülerin biri de belki benim annemdir, babamdır, kardeşimdir diye umutla bakıyorlar, her bir yorgun yüze. Her yıl aynı umutla katlanarak büyüyen hüzünleri var.

Artık mezarlığın yanına varmıştık. Sağımda yüzlerce insan, solumda yüzlerce insan. Hepsi yaşlı gözlerle bize bakıyorlardı. Ama kurumuş çamurlu yüzümden ziyade üzerimde ışıldayan ay yıldızdı asıl dikkatlerinde olan şey.

O gözler… İyi ki varsınız diyordu. İyi ki geldiniz diyordu. Hoş geldiniz oğlum diyordu. Kendimizi yalnız hissetmiyoruz kardeşim, diyordu. O minnet duygusu… Kelimelerin belini kırıyordu.

Biraz ileride “Benim oğlum, senin yaşlarında gitti ve bir daha dönmedi.” dedi bir teyze. Boğazım düğümlendi. Yıkılacak gibi oldum. Titreyen bacaklarımdan sonra doğrusu hakkımdı da. Ama yıkılmadım, uzanıp elini öptüm ve sadece “Biz de senin evladınız.” diyebildim.

Şimdi sorabilirsiniz, aynı dili mi konuşuyordunuz ki anlaştınız diye. Elbette hayır. Bizim aramızda gönül diliyle konuşmak ve anlaşmak vardı…

IMG-20190801-WA0001

Böylece yürüyüş bitmiş ve çadırlarımıza gidip dinlenme fırsatı bulmuştuk. Ertesi gün mezarlığın karşısındaki Akü Fabrikasını gezdik. Doğru ya. Bu insanlar önce buraya hepsedilmiş ve nice eziyetlere tabi tutulmuşlardı. 

resize

WhatsApp Image 2019-10-01 at 21.25.54

 

Duvarlarda kan izi vardı. Hiçbir şeye dokunulmamıştı. Hayatta kalan insanların ceplerinden çıkan eşyalar tablolarda sergileniyordu. Zalimlerin isimleri ayaklar altında gösteriliyordu. Sırp askerlerinin pis emelleri öncesi kadınlara olan bakışlarının fotoğrafları vardı etrafta. 

WhatsApp Image 2019-10-01 at 21.25.56

IMG_20190711_134830_038

Gezintiyi bitirdikten sonra bu yıl bulunmuş toplu mezardan 33 kişiyi defnedip öğle namazına müteakip cenaze namazlarını kıldık. Toplu mezarlar konusu da çok tuhaftır. O bitmek bilmeyen ormanın derinliklerinde bulunmayı bekleyen naaşlar, mavi kelebekler sayesinde bulunuyor biliyor musunuz? Çünkü mavi kelebekler toplu mezarlar üzerinde yetişmiş bitkilerden beslendiklerinden mavi kelebeklerin bulunduğu yerler kazılıyor ve bu sayede naaşlar bulunuyor.

IMG_20190711_134755_881

Kemikler, kimlik incelemesi yapıldıktan sonra bir sonraki yıla defnediliyor. Günümüzde hala bulunamamış binlerce insan var…Bu durum kayıp aile yakınlarının her yıl umutla bekleyişini daha da sarsıcı hale getiriyor.

Çünkü, bir kaybın arkasından ağlamak, bir mezarın başında ağlamaktan çok daha acı ve zor.

IMG-20190712-WA0132

İşte böyle… Şu birkaç günde o kadar çok şey gördüm ki bunları ölümsüzleştirmek her şeyden önce vicdan ve vebal meseledir diye düşündüm.

Allah bizi, bir daha böyle bir utanç tablosuyla karşı karşıya getirmesin. Kayıplar tez zamanda bulunsun ki acılar bir nebze olsun hafiflesin. Öldürülen tüm kardeşlerimizin mekanları cennet olsun. Farklılığımız, bizi bütünleştiren birer zenginlik vesilesi olarak gönüllerimizi süslesin inşAllah. Amin.

Saygı…Sevgi…Sadakatle…

-Ahmetcan DEVECİ

01.10.2019/ 22.13

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: